SSS

PSİKOLOJİK DANIŞMA NEDİR?
PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLARIN BELİRTİLERİ NELERDİR?
DEPRESYON NEDİR?
PANİK BOZUKLUK NEDİR?
SOSYAL FOBİ NEDİR?
BAĞIMLILIK NEDİR?
SINAV KAYGISI NEDİR, BAŞ ETME YOLLARI NELERDİR?
STRES NEDİR, NASIL BAŞA ÇIKILIR?
1.PSİKOLOJİK DANIŞMA NEDİR?
Sayfa Bası
2.PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLARIN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Duygusal belirtiler: Kendini sürekli mutsuz hissetme önemli duygusal belirtilerden biridir. Birey, motivasyonunun azaldığını ve kendini çökkün hissettiğini duyumsar. Kontrolünü kaybetme, çıldırma ya da ölüm korkuları da bu belirti grubu içinde yer alır. Kimi zaman kendini dışardan seyrediyormuş hissine kapılmak da değerlendirilmesi gereken durumlardan biridir.      Davranışsal belirtiler: Bu gruptaki belirtileri yaşayan birey günlük faaliyetlerini devam ettirmede, kişilerarası ilişkilerini sürdürmede sorunlar yaşayabilir. Bağımlılık yapıcı maddeleri kullanma eğiliminde olma da bu grup içerisinde değerlendirilir. Birey kendisine veya diğer kişilere zarar verici davranışlarda bulunabilir (örneğin intihar düşüncelerine ilişkin girişimlerde bulunabilir). Ayrıca sürekli kendini tekrarlayan davranışlar (yolda yürürken çizgilere basmama, plakaları ezberleme, evden çıkmadan her şeyi üç defa kontrol etme gibi) dikkatle ele alınmalıdır.      Bedensel belirtiler: Bireyin kendisini sürekli yorgun hissetmesi, uyku ve yeme düzeninde meydana gelen değişimler (aşırı yemeye başlama ya da uyuyamama gibi), göğüste ağrı hissetme, terleme, titreme, çarpıntı ve nefes darlığı gibi belirtiler fiziksel bir hastalığın belirtileri olabileceği gibi ruhsal kaynaklı bir soruna da işaret edebilirler.Sayfa Bası
3.DEPRESYON NEDİR?
İnsanların kimi zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissetmeleri normaldir. Sevilen birinin kaybı, ayrılık, işsiz kalma gibi yaşam olayları üzüntüye yol açabilir. Bu durumlarda hissedilen üzüntü aslında normal hayatın bir parçasıdır. Ancak söz konusu üzüntü durumunun uzaması, nedensiz ortaya çıkması ve günlük yaşamı etkilemeye başlaması ruhsal bir sorunun varlığını düşündürtür. Bu ruhsal rahatsızlık ise depresyon olarak tanımlanır. Depresyon duyguları, düşünce içeriğini ve davranışları etkiler. Yaşam boyu depresyon geçirme olasılığı yaklaşık olarak %15’tir. Kadınların depresyona yakalanma riski erkeklere göre daha fazladır. Kadınlarda yaşam boyu depresyon olasılığı %25’e kadar çıkmaktadır. Depresyon hastalarının %50’si 20-50 yaş arasındadır. Depresyon riski boşanmışlarda veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha fazladır. Sosyoekonomik seviye ile depresyon geçirme riski arasında ilişki bulunmamaktadır. Bununla beraber, yakın akrabalar arasında depresyon geçiren varsa depresyona yakalanma riski artmaktadır. Depresyonun nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, neden olabilecek etkenler genetik, biyolojik ve psikososyal olarak üç ana başlık altında toplanabilir.
Depresyonun belirtilerini şu şekilde özetlemek mümkündür:
Depresyon geçiren kişide genellikle az bakımlı bir genel görünüm göze çarpar. Hareketler ve dışa vuran davranışlar yavaşlamıştır. Konuşması alçak sesli ve yavaştır. Kimi zaman kişiden sorulan sorulara yanıt almak dahi oldukça güçtür. Duygulanımda üzüntü ve acı duyma biçiminde artma vardır. Kişi sık sık ağlar ya da ağlama isteği duyar. Üzüntü ile beraber ağır bunaltı (anksiyete) da görülebilir. Özellikle sabah erken saatlerde bunaltı çok belirgin hale gelir. Kişi genel olarak isteksizdir, eskiden zevk aldığı aktivitelerden artık zevk alamamaktadır. Bu belirtilerle beraber düşüncede de yavaşlama göze çarpar. Düşünce içeriği geçmiş pişmanlıklar ve acı veren anılarla dolmuştur. Depresyon geçiren kişiye göre gelecek karanlık ve umutsuzdur. Kendini suçlama ve değersiz hissetme eğilimindedir. Depresyon geçiren kişilerin çoğunda yeme isteği azalır. Ayrıca hastaların çoğunda uyku bozuklukları görülmeye başlanır. Kimilerinde toplam uyku süresi kısalırken, kimi hastalarda aşırı uyuma eğilimi baş gösterir. Kişi, dikkatini yoğunlaştırmada ve karar vermede güçlük yaşayabilir. Tüm bu belirtilerin dışında depresyonun en önemli belirtilerinden biri de tekrarlayan ölüm düşünceleri ya da planlı/plansız intihar girişimleridir.
Depresyonun tedavisinde psikiyatrist tarafından verilmesi gereken antidepresanlar ve psikoterapi önemli yer tutmaktadır.
Sayfa Bası
4.PANİK BOZUKLUK NEDİR?
Panik bozukluk, kendiliğinden ve beklenmedik biçimde ortaya çıkan panik ataklarla seyreden bir rahatsızlıktır. Panik ataklar aniden ve beklenmedik şekilde ortaya çıkarlar. Genelde yarım saat ile bir saat süreli, bedensel belirtilerin eşlik ettiği yoğun bunaltı nöbetleridir. Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, göğüs ağrısı, baş dönmesi, kontrolünü kaybedeceği veya çıldıracağı korkusu, ölüm korkusu, uyuşma, karıncalanma gibi belirtilerin en az dört tanesinin varlığı, panik atak nöbetini işaret eder. Panik atağın en önemli belirtisi kaynağı belirsiz olan ölüm ve çıldırma korkusudur. Panik atak geçiren hastalarda bulundukları yeri terk etme ve yardım arama davranışları görülür.
İlk panik atak nöbeti genelde kendiliğinden ortaya çıkar, Sıklıkla geç ergenlik döneminde veya 30’lu yaşların ortalarında görülür. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre iki kat fazladır.
5.SOSYAL FOBİ NEDİR?.
Kişinin sosyal ortamlarda, özellikle tanımadığı kişilerin yanında, kalabalıkta, bir eylem gerçekleştireceği zamanlarda olumsuz değerlendirileceğinden, aşağılanacağından ve küçük duruma düşeceğinden aşırı kaygı ve korku duyması sosyal fobi olarak adlandırılabilir. Korkulan sosyal ortamla karşı karşıya kalındığında yaşanan belirtiler panik atağa kadar varabilir. Bunun anlamsız olduğunu bilse de kişi bu tür durumlardan kaçınır. Böylelikle toplumsal ve mesleki işlevselliğinde bozulma yaşar. Örneğin başkalarının sesinin titrediğini farkına varacakları korkusu ile toplum önünde konuşmaktan kaçınır. Sosyal fobinin özünde başkaları üzerinde olumlu izlenim yaratmada yaşanacak başarısızlık endişesi yatmaktadır. Başlama dönemi genelde ergenliktir. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür.
Kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, maddeyi uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışında olması ve maddenin dozunu sürekli arttırması bağımlılık belirtileridir. Madde kullanan kişi bir süre sonra maddeyi kullanmaktan başka bir şey düşünemez hale gelir. Herkes bağımlı olabilir. Bağımlılığın kişilik bozukluğu, iradenin zayıf olması gibi durumlarla doğrudan ilişkisi yoktur. Uyuşturucu madde kullanan herkes bağımlı olma riski taşır. Bağımlılığı kontrol edebileceği inancında olan kişi büyük bir yanılgı içindedir. Bağımlılık yapan maddelerin başlıcaları şunlardır: alkol, sigara, morfin, eroin, kokain, amfetamin, ecstacy, kafein, LSD, meskalin, tiner, benzin, esrar vs. Madde kullanmaya başlama etkenlerinden en önemlisi meraktır. Arkadaşları tarafından kabul görme isteği, sorunları ile başa çıkmada yaşanan zorluklar, kendini kanıtlama isteği gibi etkenler de uyuşturucuya başlamada önemli rol oynamaktadır. Bağımlılık bir hastalıktır, bu nedenle de tedavi edilmesi gereklidir. Sanılanın aksine bağımlılık, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.

Sayfa Bası

Kişi, herhangi bir sınav sonucunda elde edeceği başarısızlığı genelleyerek bunu kişiliğinin bir başarısızlığı olarak algılamaya başlarsa, öğrenilen bilgi sınav sırasında etkili olarak kullanılamaz ve sonucunda akademik başarının düşmesine neden olan yoğun kaygı yaşanmaya başlanır. Bu durumu sınav kaygısı olarak nitelendirmek mümkündür. Sınav kaygısının en önemli belirtilerinden biri, kişinin felaket senaryoları içeren düşünceler içinde olmasıdır: ‘Yapamayacağım, bu sınavda başarısız olursam dünyanın sonu gelir, rezil olurum’ gibi düşünceler bu duruma örnektir. Ayrıca dikkatini toplamada güçlük, sınav esnasında soruları anlayamama, düşünceleri organize edememe, kalp atışında hızlanma, gerginlik, terleme, titreme, karamsarlık, panik, heyecan gibi belirtiler de sınav kaygısına eşlik etmektedir.
Sınav kaygısı çeşitli nedenlerden kaynaklanıyor olabilir. Bunların başında zamanı etkin kullanamama vardır. Eğer sınava hazırlanmaya geç başlandıysa, çalışılması gereken konular bitmediyse ya da hazırlanmaya gerektiği kadar erken başlandığı halde verimli çalışılamadıysa sınav kaygısı yaşanması olasıdır. Sınav kaygısına neden olan bir diğer önemli etken de felaket senaryoları içeren düşüncelerdir. Kişi yeterince çalıştığı, konuları tekrar ettiği halde kendini hala yetersiz hissediyor olabilir. Bu durumda sınavda başarılı olamayacağı, başarısız olursa rezil olacağı, küçük düşeceği gibi olumsuz düşünceler içindedir. Bu düşüncelerin yoğunlaşması ve endişenin artarak devam etmesi sınav esnasında gösterilecek performansı da olumsuz yönde etkileyecektir.
Sınav esnasında performansı olumsuz yönde etkileyecek bazı düşünce örnekleri aşağıda verilmiştir:

Eğer bu sınavı geçemezsen rezil olurum.

Sınavı geçemezsem bu sınıfı da geçemem, okulu bitiremem demektir.

Sınav kaygısıyla başa çıkmak için yapılması gerekenler şunlardır:

1-Öncelikle sınava son dakikada hazırlanmaya başlamaktan kaçınmak gerekir. Sınav öncesi bir çalışma programı oluşturmak ve buna uymak yerinde olacaktır.

2- Sınavdan önceki gece uykuyu almak ve beslenmeye dikkat etmek faydalı olabilir. Özellikle sigara, alkol ve kafein kaygıyı arttırdığından bu maddelerden kaçınmak gerekir.

3- Gerçekçi olmayan ve felaket yorumları içeren düşüncelerinizi fark edebilmeniz ve sorgulamanız, sınavdan önce sizi rahatlatacaktır. ‘Sınavda başarılı olamam, ben zaten iyi değilim’ diye düşünmek yerine, ‘Sınavda elimden geleni yapacağım, bu zamana kadar başarılı olabildiysem bu benim iyi olduğumu gösterir’ diye düşünmek çok yerindedir.

4- Rahatlama tekniklerini kullanmak kaygıyı azaltıcı etki gösterir. Sınav esnasında omuzları önce kulaklara doğru çekmek, daha sonra gevşetmek rahatlatıcı etki gösterecektir. Nefes alıp verirken diyaframı kullanmak da rahatlamak için çok önemlidir.

Unutulmamalıdır ki, başarılı olabilmek için bir miktar kaygı, motive edici etkisi nedeni ile, gereklidir. Başarısızlığa neden olan ise kaygının olması gerekenden çok yüksek seviyede seyretmesidir. Kaygıyı yok saymak ve bastırmaya çalışmak da aynı şekilde performansı düşürebilir. Önemli olan nokta, kaygının farkında olmak ve felaket yorumları içeren düşüncelerimizi sorgulayıp içeriklerini değiştirebilmektir.

Sayfa Bası

Vücudun içsel ve dışsal uyaranlara karşı verdiği otomatik tepkiler stres olarak adlandırılabilir. Sevilen birinin kaybı, başka bir yere taşınma, boşanma gibi durumlar dışsal uyaranlara örnek olurken; çeşitli bedensel ve ruhsal huzursuzluklar içsel uyaranlar olarak nitelendirilir. Söz konusu uyaranların etkisi altındayken, değişim tehdit olarak algılandığından, beyinde stres hormanları salgılanmaya başlanır. Vücut önce alarm aşamasını yaşar. Bu aşama, algılanan tehdide karşı vücudun kendini hazırlamasını ifade eder. Bazı fiziksel değişimler gözlenir: örneğin, kan basıncı artar, terleme meydana gelir. Alarm aşamasından sonra gelen direnç aşamasında, stres kaynağının neden olduğu sorun etkili şekilde çözülebilirse, alarma aşamasında vücudun verdiği tepkiler ortadan kalkar. Tükenme aşamasında ise, sorun etkili bir biçimde çözülememişse, alarm aşamasının belirtileri yeniden yaşanır.
Stres belirtileri üç ana grupta ele alınır:      Fiziksel: Çarpıntı, nefes darlığı, ellerin titremesi, mide ağrıları, uyku ve yeme düzenlerindeki değişimler fiziksel belirtilerin bazılarıdır.      Zihinsel belirtiler: Unutkanlık, dikkati toplayamama, kararsızlık, ilgisizlik gibi belirtileri içerir.      Duygusal belirtiler: Gerginlik, huzursuzluk, kaygı, sıkıntı, aşırı duygusallık, sinirlilik gibi durumlar bazı duygusal belirtileri işaret eder.      Stresle başa çıkmak mümkündür. Ancak, alkol ve sigara kullanımı, madde alımı, aşırı yeme gibi davranışlar stresi azaltmaz, tersine daha fazla stres oluşmasına neden olur. Stresle başa çıkmada kullanılacak yöntemler şunlardır:      1. Uğraş edinme: Birey, enerjisini yoğunlaştırabileceği, ilgisini çeken bir uğraş edinerek stresle başa çıkmada kendine yardımcı olabilir.      2. Fiziksel egzersiz yapma: Fiziksel egzersizler, gerek kas yoğunluğunu azaltmada gerek enerjinin yoğunlaştırılmasında son derece yararlı yöntemlerdir.

3. Rahatlama tekniklerini kullanma: Nefes egzersizleri gibi teknikleri öğrenmek ve uygulamak stresle mücadelede faydalıdır.

4. Tatiller: Özellikle stresin çok yoğunlaştığı dönemlerde verilen kısa molalar bile, stres düzeyini azaltabilir.

5. Sosyal ortamlarda bulunma: Bireyin aile, arkadaş gibi ortamlarda bulunması ve zaman geçirmesi, bir çeşit destek sistemi olarak stres düzeyini azaltmada yardımcı olacaktır.

Strese ilişkin hatırlanması gereken bir nokta, stresin her zaman kötü olmadığıdır. Yeni bir duygusal ilişkiye başlandığında, yeni bir ortama girildiğinde herkes bir miktar stres yaşar. Bu durum olumludur, motivasyonun devamını sağlar. Ancak stres tüm yaşantımızı kaplamışsa ve sorunlarla etkili mücadele etmememize engel oluyorsa, yardım kaynaklarımızı harekete geçirmemiz gerekebilir.

Sayfa Bası

Cenk Kahvecioğlu
Psikoterapist

18 Yorum

  • By merve, 08/11/2010 @ 22:05

    gerçekten çok begendim burdaki her sey aklımdaki sorulara cevap oldu.

  • By fobik, 06/12/2010 @ 11:43

    sosyal fobiden hipnozlakurtulmak mümkünmü ilaç kullanmak istemyorm artık

  • By cenkkahvecioglu, 06/12/2010 @ 22:07

    merhaba
    sosyal fobi zaten başlı başına bir olumsuz hipnoz durumu olduğundan en kolay ve başarılı bir şekilde hipnozla çözülen bir sorundur. bunun için iletişim bölümünden bize ulaşabilrsiniz.

  • By kadirhan, 14/01/2011 @ 15:08

    merhaba ben daha önce birçok psikoloğa gittim ancak çare olmadı bana de okb ve galiba bağımlı kişilik bozukluğu teşhisleri ve depresyon gibiteşhisler konuldu.Bunlar hipnozla veya başka bir yöntemle giderilebilir mi?

  • By selenimo, 01/02/2011 @ 09:08

    merhaba,
    dr fobim var,
    tansiyonum düşüyorve bayılıyorum.
    hipnozla tedavisi mümkünmü.

  • By mmeteor, 20/02/2011 @ 21:18

    Kurşun kalem sesine dayanamıyorum hipnozla bundan kurtulabilirmiyim.

  • By cenkkahvecioglu, 21/02/2011 @ 00:02

    merhaba
    bu konuda bir terapistten yardım almalısınız. biraz uzun olabilir ama sabırlı olup sürece devam ederseniz ilerleme kaydedeceğinizi söyleyebiliriz.

  • By cenkkahvecioglu, 21/02/2011 @ 00:03

    evet hipnoz ve diğer terapi yöntemleriyle bu sorundan kurtulmak mümkün bu konuda bir uzmandan yardım almalısınız.

  • By cenkkahvecioglu, 21/02/2011 @ 00:04

    Evet, bu sorun için hipnoterapiden yardım alabilirsiniz.

  • By cüneyt, 09/03/2011 @ 00:58

    merhaba,hipnozla kilo vermek ve boy uzatmak mümkün müdür?çünkü stresin de boy gelişimini olumsuz etkilediğini duymuştum.

  • By gülşen, 20/03/2011 @ 11:52

    Merhabalar,Kekemelik ile ilgili çalışmalarınız var mı? Bu konuda yardımcı olabiliyor musunuz?

  • By cenkkahvecioglu, 17/04/2011 @ 12:47

    merhaba Gülşen Hanım,
    kekemelikle ilgili çalışmaları yapıyoruz memnuniyetle yardımcı olamaya çalışırız. genelde 5-6 seanslık bir çalışmada ciddi bir ilerleme sağlanır ama tam iyileşme daha uzun sürebilmektedir. Bu çalışmalar kişiye göre değişmektedir.

  • By cenkkahvecioglu, 17/04/2011 @ 12:48

    merhaba Cüneyt bey,
    Boy uzatmayla ilgili bir çalışmam yok, ama hipnozla kalıcı kilo vermek mümkündür. bu yöntemde amaç kalıcı olarak ideal kilonuza ulaşmanızdır.

  • By cenkkahvecioglu, 17/04/2011 @ 12:49

    Hipnozun en etkili olduğu alanlardır. bir kaç seasta bu sorundan rahatklıkla kurtulmak mümkündür.

  • By cenkkahvecioglu, 17/04/2011 @ 12:50

    fobiler aslında olumsuz hipnozlardır, o yüzen çözümüde en iyi şekilde hipnoz ve diğer terapi yöntemleriyle olabilmektedir.

  • By cenkkahvecioglu, 17/04/2011 @ 12:53

    bu gibi bozukluklarda sadece hipnoz etkili olmayabilir. bunun yanında uyguladığım diğer terapi yöntemleri özellikle şema terapi daha etkili bir yöntemdir.kişilik bozuklukları biraz daha uzun süren çalışmalardır. ama şema terapinin içinde de yardımcı olarak hipnozu kullanmak mümkündür.

  • By seda, 28/04/2011 @ 21:05

    Merhaba okb ile ilgili sorunlarım var ve bu alanda bilişsel davranışçı terapi ile çalışmalrın olduğunu ve iyi sonuçlandığını duydum.Siz bu çalışmayı uyguluyormusunuz, uygulamıyorsanız hipnozla okb de ne kadar ilerleme kaydedilir? Teşekkür ederim, çalışmalarınızda başarılar.

  • By melike, 29/04/2011 @ 22:57

    Merhaba,
    bende panik atak ve obsesif rahatsızlığım var.yardımcı olabilirmisiniz?
    iyi günler dilerim.

Other Links to this Post

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri.

Yorum yapın

powered by Can Demirağ